Bazı hikayeler çok tanıdık. Sanki ben, sen, o.
Taş devri insanı mağarasının duvarlarına çizdiği hayvan tasvirlerinin asıllarını getireceğine inanırmış. Bir tür büyü ya da hayati bir gerekliliğin olmayanı var etmek dayatması.Canını alıp giden ölüsünü diriltmek için elinden geleni ardına koyan var mı?Neandertal atalarıyla özdeşleşti Kadıncık.
Biçare bi gayretle atıldı. Biçareliğine bir güldü, bir ağladı. Sevdiğinin aziz yüzünü canlı kılmaya sıvandı.
Patlayan flaşın elindeki ufacık fotoğrafta yok ettiği binlerce ayrıntı gırtlağına tıkaç oldu. Buruncuğunun üzerindekini, gözüne yakınlığının her baktığında ürperttiği öteki yara izini boşuna aradı. Sevdiğini türünden ayırt eden farklılıkların hiç biri yoktu. Gözlerini yumdu, Hint fakirlerini ateşte yalınayak yürüten güçleri yardıma çağırdı."Elini tuvalin üzerine koy" dediler. Öyle yaptı.
Hasreti enerji oldu, parmak uçlarından aktı, beze değdi. Bez kabardı, doku değiştirdi, Şiran'ın inceden terli alnı oldu. İncitmekten korkar gibi, her bir hücresinden ayrı ayrı sorumluymuşcasına, sevgili alnı bir baştan bir başa dolaştı Kadıncığın parmakları. Kaşlarının ortasına indi, yumuşaktüylerini okşadı. Yukarı, saç diplerine çıktı. Dayanamadı, başını kokladı. Yoldan çıkmış iki teli yerlerine yerleştirdi. Kepekleri üfledi. Bir daha, bir daha okşadı.
Saatler aktı, gün döndü. Dışarıda Sibirya fırtınası ölüleri mezarlarından sökmekle tehdit etti. Kadıncığın yağmura özendi gözleri. Yaşlar perde olunca aradan çekildiler, göre-mez oldu. O zaman da fırçayı yüreğine verdi.
Yüreği, sevgili dudaktaki yarığın derinliğini, bıyıklarının nikotin değmiş ve değmemiş kıllarının yerini ve adedini, burun deliklerinin iki yanındak küçücük kıvrımların şeklini, şakaklarında halkalanan saçlarının dokusunu ve yumuşaklığını herkesten daha iyi biliyordu.
Binlerce anıyı bir araya topadı. Renkler yardıma geldi, anıları kayda geçtiler.
İnceden terini kehribar sarısı anlattı. Gamzelerini sienna-portakal karışımı. Sıpa güzeli gözlerini koyu kahve, can veren ışıltılarını, ihaneti kaçınılmaz beyaz.
Darbe darbe, dua dua, canını evine getirdi Kadıncık. Yetmiş ikinci saatin sonlarına doğru, sisler içinden baktı sevdiği.Gardenyaya baktı, televizyona baktı, Gülsün'ün resmine baktı. " Hoş geldin, bir tanem, hoş geldim" fısıldadı Kadıncık. İzleyen iki ay, aziz çehreyi gizleyen sis moleküllerini ayıkladı. İki ay, erkeğin esirgediğini ondan habersiz, yağlıboya tablosuyla yaşadı! Tablo, dudaklarını kaçırmıyordu, kaşlarını çatmıyordu, gözleriyle kovmuyordu. Hiç olmadığı kadar onunlaydı.
Ona türküler çaldı. Dede Korkut'tan sıkılır diye kıstı.İyi geceler diledi, ışığı kapatıp karanlıkta bırakmakla tereddüt etti.
Yatağına almadıysa, tablo portre olduğu içindi.
Gövdesiz başın çağrıştırabildiklerine dayanamazdı!
Alev Alatlı - Valla, Kurda Yedirdin Beni